İstanbul’un göbeğinde başı kesilerek katledilen 17 yaşındaki kızın ölümünü 54 gündür aydınlatamayan Emniyet’in başındaki isim Celalettin Cerrah...
Kendisini Ayşe Arman arıyor:
“54 gündür aileye neden bilgi verilmediğini” soruyor.
Cevap:
“Ekiplerimi onlara yollamadığımı nereden biliyorsunuz?”
“Çünkü onlarla konuşuyorum” diyor Ayşe...
Cerrah soruyor:
“Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?”
Şaşırıyor Ayşe:
“Nasıl yani” diyor.
Bundan sonraki cümleler en hafif tabiriyle utanç verici:
“Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?”
* * *
Buna verilecek tek cevap var:
“Sana ne?”
Cerrah’ın görevi katili bulmak... Mağdur aileye çocuk eğitimi hesabı sormak değil...
Kaldı ki Ayşe’nin röportajı, ailenin, kızlarının attığı her adımdan haberdar olduğunu ortaya koyuyor. Her toplumda genç kızları öldürüp testereyle kafasını kesen sapıklar çıkabilir.
Mağdurun fakir, şüpheli ailenin zengin olduğu her toplumda adalet, işi ağırdan alabilir.
Ama hiçbir uygar toplumda polis şefleri yas tutan bir aileye pedagoji dersi vermeye kalkmaz. Kalkarsa da bir daha o koltuğa oturamaz.
Onu orada tutmaya ne cemaat aidiyeti yeter, ne de politika desteği...
* * *
Cerrah’ın ilk vukuatı da değil bu:
Daha önce Hrant Dink katledildiğinde, ancak mahkemenin varabileceği hükmü aceleyle vermiş, “Bu cinayet örgüt işi değil, milliyetçi duygularla yapılmış” hikmetinde bulunmuştu.
Daha sonra cinayetin arkasında örgüt çıkmasından hiç rahatsız olmadı.
Hükümet’in Lübnan’a asker gönderme kararını protesto eden 4 göstericiye tekme tokat linç girişiminde bulunulduğunda ne demişti Cerrah:
“Vatandaşlar haklı olarak tepki göstermişler. Güzel bir tepki...”
Emniyet’ten onaylı “güzel tepki”ler ağırlaşarak sürdü, ama bu linç kampanyasından Cerrah hiç suçluluk duymadı.
Konu silaha gelince de demişti ki:
“İlkokuldan beri ateş etmeyi öğretirim çocuklarıma... Ateş etmek rahatlatır insanı... Patlayan tabanca sesi huzur verir bizim gibilere... Stresini alır...”
Biz hiç bu eğitimin muhtemel sonuçlarını soramadık Cerrah’a...
Kaç silahşor, stres atarken masum kanı dökmüştü; bilemedik.
* * *
Fransa’da trafik hata puanı dolduğu için ehliyetine el konulanları yeni ehliyet için sil baştan kursa yollamadan önce, bir süre trafik kazazedelerinin yattığı hastanelere çalışmaya gönderiyorlarmış; yaptıklarının anlamını daha iyi kavrasınlar diye...
Acaba katili bulamayınca mağduru suçlu ilan eden bazı polis şeflerini de kurban ailelerinin yanına yollayıp terapiye mi almalı?
Acılı baba, 3 Mayıs’ta katil zanlısının evine koyacağı siyah çelengi, asıl İstanbul Emniyetine mi bırakmalı?
İnanın şüpheleniyorum artık:
Acaba kimse kızını evden çıkarmasın, çıkaranlara da ibret olsun diye mi katilleri bulmuyorlar?
Yoksa vicdan sahibi bir insan, 17 yaşındaki kızını, başı gövdesinden ayrılmış halde çöpte bulan bir aileye, “Siz de kızınızı takip etseydiniz” diyebilir mi?
Azıcık vicdan istiyoruz; birazcık vicdan...
Çok mu?
Yok mu?
Link.
Monday, April 27, 2009
Can Dundar'dan bir yazi...
Posted by
lowrider
at
12:19
0
comments
Friday, April 24, 2009
Bill Evans Waltz for Debby
BILL EVANS-WALTZFOR DEBBY - BILL EVANS-WALTZFOR DEBBY
Evet bir onceki posttaki videomuz biraz fazla "cosmuş" olunca ailenin iyi evladi hesabi yaparaktan cok hos bir jazz parçası müthis piyanist Bill Evans abimizden geliyor. Pavane'ı bulsam onu koyacaktim ama bu da fena degildir.
Posted by
lowrider
at
15:08
0
comments
Smack My Bitch Up
Smack My Bitch Up(18)(Uncensored) - Prodigy
Bir onceki postun donemi, 90 larin baslari diyebiliriz. Bir gerizekali eleman vardi o bahsetti ilk bu gruptan. Yaw nedir ne degildir demeden bir anda bizi de sardi, hepten tipimiz degismeye basladi. Istanbula konsere geldi, kacirdik diye dagildik falan derken kayboldular piyasadan. Sonradan yaptiklari zorlamadan ileriye gecemedi. Hani derler ya mihenk tasi diye, Prodigy bizim icin alasiydi...
Laco Tayfa - Surmat
Laco Tayfa - Surmat -
Bir 90'li yillar efsanesi... Klarinetciye dikkat ...Müzikteki kalite, cok seslilik, doublemoon farki tabii. O zamanlar dunya muzigi yapiyor bu herifler, cok ileride abi derdik. Rage Against the Machine aralarinda dinlerdik. O kadar sarmis. O gunlerden bugunlere bir insanin iticilige hizli kosusu episode full throttle...
Posted by
lowrider
at
14:45
0
comments
Rabbime sordum Dr. Dre ft. Snoop Dogg dedi...
Dr Dre ft. Snoop Dogg - Still D.R.E. - Dr Dre ft. Snoop Dogg
Eski ruh hastalarindan kim kaldi yahu...Cok fazla hiphop rap le alakam olmasada bu sarki eskiden beri cok severim. Klibinide az once izledim. Ne hasta adamlarmis bunlar yahu...
Posted by
lowrider
at
14:36
0
comments
Wednesday, April 15, 2009
Krallar hep onden gider...
GSMobile - "Harry Kewell" Ad - TF
GSMobile - "Arda Turan" Ad - tf
Cok seviyorum bu herifleri yahu...Reklamlar da super olmus.
Posted by
lowrider
at
11:00
0
comments
Tuesday, April 14, 2009
Monday, April 6, 2009
Orantisiz guc kullanimina cevap...
Sahaya inen benfica taraftarını orantısız güç kullanarak feci döven polislere önce bir oyuncu tekmeyle yanıt veriyor, sonra sahaya inen taraftar feci dayak atıyor.
Posted by
lowrider
at
13:49
0
comments
Monday, March 30, 2009
12 Angry Men


IMDB de gelmis gecmis en iyi 9. film olarak gozukuyor. Daha da yukarida olabilir aslinda. Son derece zeki bir senaryo. Bir odada gecen film, gercekten basindan itibaren sizi sariyor. Cok iyi oyunculuklar ve harika seneryo birlesince 1957 yilinda cekilen bu filmi bir yerden bulup mutlaka izlemeniz gerekiyor. "Yok deli oglan, siyah beyaz film beni boguyor" diyenler bile kendini zorlayip oturup baslamali filme. Zaten devami gelir. 3 film birden tanitmis olduk boylece efenim, manidar oldu :))
Posted by
lowrider
at
16:08
0
comments
Labels: Film
The Man from Earth

Offff, film hakkinda hicbirsey anlatmiyorum. Sadece; son yillarda izledigim en iyi film. Harika seneryo. Atv'nin besinci sinif filmleri gibi basliyor, oyuncular da o tarz zaten ama bu ne bicim seneryodur kardesim. Uyudum ruyama girdi. Oy oy oy diyerek mutlaka ama mutlaka izleyin diyorum.
Posted by
lowrider
at
16:04
0
comments
Little Miss Sunshine


Oldukca enteresan ve bunalim karakterlerin oldugu, insanin icini isitan ve gulumseten hos bir film. IMDB de en iyi 250 arasinda. Filmin basi, sonu, isleyisi hep siradan gidiyor gibi ama aslinda satir aralarinda cok seyler var. Yeni Jim Carrey; Steve Carell müthis oynamis. Gerek yok bence komediye, devam etsin boyle abim. Dede, abi, kucuk kiz muthis. Anne baba uyuz, daha iyi tipler bulabilirdi belki. İzlenilesi bir film...
Posted by
lowrider
at
15:58
0
comments
Labels: Film
Thursday, March 26, 2009
Yildirim Turker arsivinden bir yazi

Gene onun ismi dolaşıyor ortalıkta.
Hrant'ın katledilmesinde önemli rol oynadığı ortaya çıkan, içerideki küçük çetenin en afili abisi Erhan Tuncel'in bir telefon kaydında geçiyor şimdi de. Kayıtlar, Tuncel ile emniyette kendisinden sorumlu polis memuru Muhittin Zenit'in kentten ayrılması sonrası birlikte görev yaptığı ve 'Memduh abi' diye hitap ettiği polis memuru arasında geçen konuşmaları kapsıyor.
Tuncel, abisine Muhsin Yazıcıoğlu'nun Trabzon gezisinde (birlikte fotograflarını da görmüştük) görev alacağıyla böbürleniyor ve ona, "Muhsin Başkan geliyor. Ona eşlik edeceğim" dedikten sonra gezinin programını ayrıntılı olarak bildiriyor.
Sanayi'deki Cuma namazını müteakiben esnafla görüşülecek. Ve sonra da Muhsin Başkan'ıyla özel olarak önemli meseleler görüşecek: "Yasin'in konusunu da görüşeceğiz. Avukatı da çağıracağız, avukat da gelecek. Hee Yasin'in sonraki ceza olayını mı, hı, hı, tamam görüşürüz."
BBP ve Yazıcıoğlu, Hrant cinayetinin gönülsüz aydınlatılma tefrikasında sıkça karşımıza çıktılar. Yazıcıoğlu, Tuncel'le birlikte görüldüğü fotograf için, "Ben halkın içindeyim, herkesle fotografım olabilir. Sözünü ettiğiniz Tuncel'i tanımam bile. Alperen Ocakları'nın da üyesi değildir" demişti.
Azmettirici Yasin Hayal de 2000 yılında amcasıyla birlikte gidip BBP'ye üye olmuş, MacDonalds'ı bombalayıp yattığında da bir BBP'li olarak il başkanı tarafından maddi yardımla taltif edilmişti.
Muhsin Yazıcıoğlu'nu unutmak üzereydiniz, öyle değil mi?
On yıldan fazla zaman geçmiş. Gene bir kilitlenmenin anahtarı olduğu ikbal günlerinde onun için 'Parlamenter Sistemin Azizi' başlıklı bir yazı yazmıştım. "Her şeyin battığı, oyunun tökezlediği, etik'in tamamıyla ayaklar altına alındığı noktada görmezden gelinen çatlaklardan, aralık bırakılmış kapılardan çıkıveren azizlerden biri o. Kir pas içinde."
Muhsin Başkan'ın gölgesi, Hrant katillerinin olduğu gibi birçok kanlı katilin üstüne düşmüştür. Hatırlayalım.
"Ben yoksulluğun cenderesinden geçmiş bir çiftçi ailesinin çocuğuyum" diyor. "Koltuğumuzun altında tezek götürerek okullar okuduk."
12 Eylül öncesi, ülkücülerin kalesi olan Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Fakültedeyken güreşmiş. Adı pehlivana çıkmış. Fakülteden sonra Ülkü Ocakları içinde sivrilerek 1977'de Genel Başkan oldu. 12 Eylül darbesinden sonra Mamak'da yedi yıl geçirdi. Bir sürü cinayetin ve bombalamanın sorumluluğundan idam talebiyle yargılandı. Ülkücü Gençlik Derneği'nin bir dönem hukuk masası şefliğini yürütmüş olan itirafçı Ali Yurtaslan, Yazıcıoğlu'nun cinayet ve bombalama emirleri veren, soygun çeteleri kuran bir lider olduğunu kaydediyor. 1978'de ülkücü militan Baki Yeşiloğlu'nun öldürülmesinden sonra Balıkesir Cezaevi'nde çıkan isyan üzerine de, "Muhsin Yazıcıoğlu, bunun öcü alınmalıdır, dedi. Bunun üzerine cezaevinde isyan çıkarıldı. Hatırladığıma göre iki-üç kişi öldürüldü. Ülkücülerin burnu bile kanamamıştı" diye ekliyor.
Bahçelievler'deki katliamın üzerinde de izi var. Katliama karışan ülkücülerin hepsini tanıdığı, onların kimliğini açıklamayı reddettiği, Haluk Kırcı'ya kaçak yaşadığı yıllarda para yardımında bulunduğu biliniyor. Kendisi de ifadesinde bunu kabul ediyor.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun aynı babalığı, aynı sadakati Abdullah Çatlı'dan da esirgemediğini biliyoruz. Çatlı, 1978'de Balgat katliamı sanıklarından Mustafa Pehlivan ile birlikte yakalandığında Yurtaslan'a göre, "Ankara'ya geldiklerinden bir saat kadar sonra Yazıcıoğlu şubeye telefon etti. 'Bu size son ihtarım. Abdullah'ı bırakmazsanız Ankara'nın 150 yerinde bomba patlatacağız' diye tehdit etti. Gerçekten de ihtar olarak Demirtepe Köprüsü'ne bir bomba konulmuştu. Polis patlamadan bombayı aldı. Abdullah, tehditten sonra bırakıldı."
Yazıcıoğlu'nun bir yığın soygun ve gasp olayı örgütlemiş olduğu, gerekli silahları temin ettiği, sonra 'pis silah' denilen kullanılmış silahların taşraya sevkini sağladığı da yaygın olarak ileri sürülen iddialardan.
Yurtaslan itiraflarında, Yazıcıoğlu'nun 1978 yılında, Sivas katliamında da başrol üstlendiğini belirtiyor: "1978 sonlarındaki Sivas olaylarını Mustafa Mit ve Muhsin Yazıcıoğlu tertiplemişlerdir.
Yazıcıoğlu Sivas'a giderek bizzat olaylara önderlik etti."
Pehlivan'ın geçmişi hakkında ilk elde oltaya yakalananlar bunlar. Cinayet, gasp, soygun, katliam.
Kırcıların, Çatlıların, Tuncellerin hamisi. Muhsin Başkan.
Memleket tarihinin son 30 yılında hemen her felaketin, her karanlığın kıyısında gölgesiyle karşılaştığımız parlamenter aziz. Gerçek 'bir bilen'.
Nitekim, Çatlı için, "Kanaatim o. Kaçmayıp mahkemeye çıksaydı beraat ederdi. Birçokları gibi şimdi Meclis'te olurdu" diyordu. Haksız mı?
Muhsin Yazıcıoğlu, seçimleri çoktan kazanmış olduğunu, her partiden, her kademeden dost ve ahbapları olduğunu bilmenin verdiği rahatlık içinde hiçbir zaman sağ partileri karşısına almadı. Refahyol'a destek verirken de Anayol'a arka çıkarken de hep hükümette olduğunu biliyordu. ANAP'a şükranlarını sunuyor, kendisine 'katil' demiş olan Çiller'i kısa zaman sonra affediyordu. Çiller ondan özür dilemişti. Meğer, 'seçim atmosferinde danışmanlarından önüne gelen bildirimlere göre değerlendirme' yapmış. O hep partilerüstü bir lider olmayı amaçladı. "Milliyetçilik anlayışımızın katı ırkçılık noktasına gitmesini dengelemek için İslam'ın birleştirici, hoşgörülü prensiplerinden istifade ediyoruz" diye açıklıyordu partisinin duruşunu. Bu beyanatını desteklemek için de insanı allak bullak edecek bir ayrıntıya başvurduğunu hatırlarız: "Mesela partimiz mensubu milletvekili arkadaşlarımızdan hanımı Kürt olan var." Ne büyük esneklik, ne derin inkişaf, değil mi? Demek geçmişte olsa o kadının, hatta kocası murdar olduğuna göre her ikisinin de beynine birer kurşun. Ama İslam anlayışı, Anadolu geleneğine uygun: Hoşgörülü şeriat.
Gerçi partisinin yayın organında kendisini eleştiren gazetecilere, "Onları gecenin karanlığında ya da gündüzün aydınlığında ansızın bir sürpriz bekliyor. Kınından çıkarılan bir kılıcın kahpe soyluların kökünü kazıyana kadar bir daha kınına girmeyeceği bilinmelidir" gibi tehditler yayınlanıyordu, ama Muhsin Başkan her şeye rağmen ayakta kaldı.
Şimdi, gündüzün aydınlığında Hrant'ımızı alçakca katledenlerin de başkanı, hâmisi olduğunu görüyoruz. On bir yıl önce onun hakkındaki yazıyı şöyle bitirmişim: "Muhsin Yazıcıoğlu çok güçlü olduğunu biliyor. Devletinin başında. Kendisi ile uzlaşmayanı geçmişinin karanlığına çekiverecek bir güç var onda. Onun diyeti daha uzun süre ödenecek. Gün, onun günü."
Şimdi kim bilir, devran döndü mü?
Kaynak 1 Kaynak 2
Fotograf Radikalin Bahcelievler katliami icin yaptigi haberden. Yazi ise 28 Nisan 2008 tarihli. Yani yaklasik 1 yil oncesine ait.
Posted by
lowrider
at
18:26
0
comments
INGLORIOUS BASTERDS
Enzo Girolami Castellari‘nin 1978 yapımı olan “Quel Maledetto Treno Blindato” adlı filminin tekrar beyazperdeye uyarlaması olan “Inglorious Basterds" için Quentin Tarantino, Brad Pitt ile ilk kez bir araya geldi. Film Haziran'da gosterime girecek.
Posted by
lowrider
at
09:44
0
comments
Wednesday, March 25, 2009
IF Performance Hall persembe sorunsali

Her hafta mail, facebook veya ilanlar ile cok iyi isimlerin geldigini goruyorum. Hemen detayina tarihine bakiyorum, "if" te persembe aksami. Yahu, nasil gidelim diye sinirlendigimde hep aklima üniv. yillari geliyor. Her persembe Manhattan'a giderdik istisnasiz. Ertesi günde okula giderdik hic te koymazdi. Ancak artik oyle mi? Ya ben yaslandim, ya da is hayati gercekten zorluyor insani. Gecen en son B. Ortacgil'i gordum. Yine persembe gunu. Acikcasi, adam bize gelse persembe gecesi, almam iceri ertesi gün is var diye.
Sahi uzun zamandir ben bara da gitmiyorum. Ne oluyor yahu, 30 olmadan nedir bu kadar degisim....
Posted by
lowrider
at
18:09
0
comments
Portecho - Studio Plastico

Portecho - Studio Plastico
Yeni albumleri cikti. Oldukca gec kesfettim acikcasi Portecho'yu. Yurt disindayken boyle kacirdigim veya gec kesfettigim cok sey var. Hic olmazsa ikinci albumlerinin haberini vereyim buradan. Tarzi cok desigtirmemisler, cok hos simdilik. (sadece 2 sarkisini dinledim.) Yukariya ayrica medyanin yeni ugrasi olacak videolarini da ekledim.
Posted by
lowrider
at
17:51
0
comments
AİHM’den Türkiye’ye Vicdani ret’ hakkını tanı uyarısı
Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi, "vicdani ret" hakkını gerekçe göstererek askerlik yapmak istemeyen bir vatandaşın açtığı davada, davacının "birçok kez hapis cezasına çarptırılması" nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı karara (AİHM) Türkiye’nin uymasını istedi
Ara kararda, daha önce de delegeler komitesi tarafından yapılan çağrıya rağmen, Türkiye’nin AİHM kararına ilişkin somut tedbirler almamasından "büyük üzüntü duyulduğu" belirtildi.
Delegeler Komitesi tarafından alınan ikinci ara kararda, şu anda asker kaçağı durumunda bulunan davacı Osman Murat Ülke adlı vatandaşın aynı suçtan birden fazla kez mahkum olmaması gerektiği belirtildi ve bununla ilgili yasal düzenlemenin artık vakit geçirilmeden yapılması istendi.
AİHM’nin ilgili dairesi, 24 Ocak 2006 tarihinde aldığı kararda, "Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) kötü muamelenin yasaklanmasıyla ilgili 3’üncü maddesini ihlal ettiği" hükmüne varmış ve Ülke’ye 11 bin avro tazminat ödenmesini kararlaştırmıştı.
Gerekçeli kararında Ülke’nin "vicdani ret" görüşüne ilişkin hüküm vermeyen AİHM, başvuru sahibinin aynı nedenden defalarca aldığı cezalar yüzünden "acı çektiği" gerekçesiyle, Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğu görüşüne varmıştı.
AİHM, AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci, özel ve aile yaşamına saygı ilkesiyle ilgili 8’inci, din ve inanç özgürlüğünün korunmasına ilişkin 9’uncu maddelerinden yapılan başvuruları ise reddetmişti.
Delegeler Komitesi, daha önce de bu konuda 2007 yılında Türkiye aleyhine bir ara karar yayımlamıştı.(aa)
Posted by
lowrider
at
17:11
0
comments
Labels: Politics
Kose yazilari

Takip etmek lazimdaki kose yazilarini yeniledim. Hala bazi eksikler var, mesela Radikal'dekileri ekleyemedim. Direk olarak link verilmiyor, illa o gun tekrar girmek gerekiyor. Onceden yoktu bu problem ama degistirmisler. Mümkün oldugunca genis acilari gormekte fayda var dusuncesindeyim. Oray Eğin'i okuyacagimi zannetmezdim ama hic de fena degil acikcasi.
Posted by
lowrider
at
14:14
0
comments
Tuesday, March 24, 2009
Ankara’da liseye NAZAR KURŞUNU
İki mezunu doğalgazdan ölen, bir öğrencisi bıçaklanan Çankaya Milli Piyango Anadolu Lisesi müdürünün ‘nazar var’ diye kurşun döktürdüğü iddia edildi
ÖSS’de büyük başarı gösteren Çankaya Milli Piyango Anadolu Lisesi’nin müdürü Ali Okur’un “öğrencilere nazar değiyor” diyerek okulda kurşun döktürdüğü öne sürüldü.
Ankara’yla ilgili haberlerin yer aldığı www.baskentlilerhaber.com adlı internet sitesinde Ahmet Polat isimli bir yazar, Okur’un liseye üfürükçü iki kadın çağırıp kurşun döktürdüğünü öne sürdü. Yılbaşı gecesi Ankara’daki doğalgaz faciasında ölen gençlerden ikisinin de bu okuldan mezun olduğunu yazan Polat, Okur’un çareyi kurşun döktürmekte bulduğunu savundu.
Polat’ın, daha önce Milli Piyango Anadolu Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yaptığı öğrenilirken, Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Tuğrul Culfa da sendikaya ulaşan bilgiler doğrultusunda olayın doğru olduğunu öğrendiklerini söyledi. Culfa, şunları anlattı:
‘Bir uğursuzluk var’
“Sendikamıza gelen bilgilere göre, 2 Ocak’ta, girişte yer alan hizmetli odasında iki kadın kurşun döküyor. Durum okul müdürüne iletiliyor. Okul müdürü, ‘Ben işiniz olmayan yere girmeyeceksiniz demedim mi?’ diyerek öğretmenlere bağırıyor. Müdür, 1 Ocak’taki doğalgaz faciasında ölen iki öğrencinin bu okuldan mezun olduğunu, okul bahçesinde ders çıkışında 9. sınıf öğrencisinin bıçaklandığını ve bir öğrencinin babasının öldüğünü belirterek, bu olayların arka arkaya yaşanmasının normal olmadığını ve okulun üzerinde kara bulutlar dolaştığını ifade ediyor.
Müdür, bu olaylardan dolayı insanların ‘okulda bir uğursuzluk var’ diyerek kendisine geldiklerini söylüyor. Yine gelen bilgilere göre, müdürün bilgisi dahilinde, uğursuzluğun gitmesi için kurban parası da toplanıyor. Olayın internet sitesinde yayımlanması üzerine müdür, olayı inkâr ediyor.
Eğitim sorunlarının bilimsel yöntemlerle çözümü yerine, bu tarz hurafe yaklaşımlarla çözüm arama girişimleri bakanlığın gerici, ırkçı kadrolaşmasının sonucudur. Laik, bilimsel eğitim verilmesi gerekirken hurafe yaklaşımlarla eğitimin sorunlarına çözüm arayanları bakanlık derhal görevden almalıdır.”
İddiaları reddetti
Okur ise kurşun döktürme gibi bir olayın yaşanmadığını belirterek, iddiaları reddetti. Okur, daha önce okulda çalışan İngilizce öğretmeni Ahmet Polat’ın, yaşanan bazı sorunlar nedeniyle başka bir okulda görevlendirildiğini söyledi. Ankara’da yeni yılı kutlamak için Birlik Mahallesi’ndeki bir evde toplanan ve sızan doğalgazdan zehirlenerek hayatını kaybeden Bilkent Üniversiteli 7 öğrenciden Özgür Attila ve Oğuzhan Tozburun, Milli Piyango Anadolu Lisesi’nden mezun olmuştu.
Vay be, okulumuzu rezil de ettiler sonunda...
Monday, March 23, 2009
Thomas Cromwell


1533 yılında, ingiltere ve ingiliz egemenliğindeki bölgelerde, dini konularda ya da diğer meselelerde en üst karar merci olan papaya yapılan tüm başvuruları yasaklayan; bu konularda ingiliz kralı viii.henry’nin tek yasal otorite olarak kabul edilmesini sağlayarak ingiliz reformunun temelini oluşturan yasayı (bkz: statute in restraint of appeals) hazırlayan ingiliz devlet adamı, essex kontu. bu yasayla birlikte ingiltere, papa'nın ve katolik kilisesinin yargılama yetkisi altından çıkarak bağımsız egemen bir ulus-devlet haline gelmiştir.
cromwell, 1485‘te putney-londra’da bir demircinin oğlu olarak dünyaya geldi. gençlik yıllarının büyük bir kısmını avrupa’da muhasebicilik, tüccarlık ve askerlik yaparak geçirdi. 1512’de ingiltere’ye döndükten sonra hukuk eğitimi aldı ve kardinal thomas wolsey’in hizmetine girmeden önce bir süre avukatlık yaptı. 1523’te lordlar kamarasına seçildi ve kariyerinde hızla yükselmeye başladı. cromwell 1530’da kral viii.henry’e danışman olarak hizmet vermeye başladı. takip eden yıllarda hazine sekreterliği, dışişleri bakanlığı ve baş katiplik gibi görevlerinde bulundu. 1535’te viii.henry tarafından son vekilharç olarak atandı.
cromwell 1535 ağustos'unda kendisinin de dahil olduğu bir grup resmi görevliyle birlikte imparatorluk topraklarındaki manastırları teftiş etmeye başladı. cromwell'in hazırladığı rapor neticesinde viii.henry 376 manastırı kapattı ve manastır topraklarına el konuldu. el konulan topraklar asillere, tüccarlara ve bir kısmı da çifçilere yok pahasına satıldı. bu süreç sonunda elde edilen rant, manastırların kapatılmasının daha geniş bir kısım tarafından desteklenmeye başlaması anlamına geliyordu. ancak, st.thomas becket mabedinin yıkılması katolikler arasında infial yarattı ve 17 aralık 1538’de papa hıristiyan dünyasına viii.henry’nin katolik kilisesinden afaroz edildiğini duyurdu.
henry’nin 3.karısı jane seymour 1537’de öldüğünde, cromwell bunun saksonyadaki protestanlarla müttefik olmak için bulunmaz bir fırsat olduğunu düşünerek henry’nin anne of cleves’le evlenmesini sağladı. ancak viii.henry’nin bu evliliği bir felaketle sonuçlandı ve cromwell 28 temmuz 1540’ta londra kulesi'ne (tower of london) gönderilerek idam edildi.
Kaynak; eksi sozluk/denzo
Ayrica bu var.
Posted by
lowrider
at
14:59
0
comments
Labels: Series





